RSS Adresi Matematik

kişisel-günlük etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
kişisel-günlük etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Kişisel Blog: Bilinmeyen olmak

Sevgili günlük, x olmanın ne demek olduğunu benden başkası bilemez. Yaşadığım ani kişilik değişiklikleri monoton bir hayattan kurtarsa da beni, bulunduğum durumu koruyamamanın vermiş olduğu sıkıntıyı kimselere anlatamam.

Yine de bir çabalamak isterim...

Geçenlerde yine y ile denklem kurmak için çayıydı, çekirdeğiydi almış, yanımıza gelecek eşittir'le sayıları bekliyorduk. Eşittir çok üzgün görünüyordu. 'Hayırdır abi ne oldu?' diye bir halini hatrını sordum. Derdi neymiş bil bakalım: 'monotonluktan sıkılmış'.

y ile kısa bir süre birbirimize baktık. y elini havaya hafifçe kaldırıp indirdi, aynı anda başını sağa sola çevirdi (kendisi çok yetenekli bir y doğrusu) dudak hareketlerinden ne dediği anlaşılmıyordu, ama ben tahmin ettim. Hislerimize tercüman olma görevini bana vermişti:



"Bak güzel kardeşim, eşittirim, her zaman bu kadar sakin olamam kıymetini bil. Sen durağan bir hayattan şikayet ederken ben, y ve diğer değişken kardeşlerim her gün bambaşka bir sayı oluyoruz. Bir gün 1 iken, diğer gün 648 oluyorum. Aradaki farka bak. Biri yolun başında diğeri ise epey ilerlemiş. Üstelik bu hep böyle olmuyor, bazen sabit bir harf bulup beni onun cinsinden yazıyorlar. İyi ki 'elemanıdır reel sayı' zorlaması var... Anlayacağın bir gün karmaşık sayı olmaktan korkuyorum. Peki buna ne dersin, çok mutluyken negatif sayı olmak zorunda kaldın mı sen hiç?"

Eşittir cevap vermedi, y'ye 'Çayım şekersiz olsun lütfen.' dedi sadece. O gün pek bir mutsuzdum ama negatif bir sayı değil de, 23 olmam istenmişti, boynumu büktüm, 23 oldum...


Devamını okuyun...>>

Kişisel blog: Şeker Toplama Timi - Bonbon Bankası


Bir ramazan bayramı sabahındaydık ve "şeker toplama timi" olarak bir araya gelmiştik. Üzerimizdeki bayramlıkları birbirimize gösterdikten sonra hedefimizi açıklayabilirdik. Hedefimiz bonbon bankasını kurmak ve ertesi güne kadar bu bankayı batırmaktı. Bunun için bildiğimiz bütün sahtekarlıkları yapmaya hazırdık.

3 ya da bilemedin 4 kişiydik. Dördüncü arkadaşımız bizden hayli küçüktü ve bizi takip etmekte biraz zorluk çekiyordu. Üstelik kimsenin elini tutmak istemiyordu, prensiplerine aykırı olduğu için. Şeker toplama timimizi 3 kişi zannedenleri her seferinde şaşkına uğratmaya başarıyorduk.

Mahallemize yeni taşınan matematikçi Sayıcan Amca bizdeki bu durumla ilgili problem sormak istediğini söyledi. Tabi, bilirsek harçlık bile alabilirdik. Bunu duyduktan sonra bulunduğumuz mekan birden değişti ve kendimizi Kim 500 Bin İster yarışmasında bulmuştuk. Sayıcan Amca ‘nın birden sakalları uzamıştı, hatta Haluk Bilginer ‘di evet. İşte şimdi soruyu alabilirdik, 70 milyon bizi bekliyordu. Soruyu sordu ve heyecanlı bir bekleyişin ve ufak tefek parmak hesapların ardından 4. arkadaşımız cevabın A şıkkı olduğunu söyledi. Ve biz de büyük para ödülünü kazanmıştık. Büyük bir sevinç içerisindeydik. Sayıcan Amca cebindeki bozuklukları çıkardı. Biz eşit bir şekilde bölüştüreceğini beklerken –yarışmanın kurallarını unutmuştuk- para sadece bir kişiye gitmişti. Ama olsundu. Şeker toplama timimiz büyük bir görev daha başarmıştı.

Yolda karşılaştığımız diğer timlere bunu anlatmalıydık ve önümüze gelene bir tekme atmadan başladık anlatmaya. Ama bütün bunlara hiç şaşırmadılar. Evet, Sayıcan Amca aynı soruyu onlara da sormuştu çünkü. Üstelik 4. arkadaşımız diğer timlerle işbirliği içindeydi. Bunun böyle olduğunu çok geçmeden anlamalıydık.

Şeker toplama timimiz acil olarak toplanma kararı aldı. Olduğumuz yerde toplandık ve diğer timlerle işbirliği içerisinde girmeyi kararlaştırdık. Sayıcan Amca ‘nın evinin önüne karargahımızı kurduk ve diğer timlerin gelmesini bekledik. Gelen timlerin arasına 4. arkadaşımızı katmayı biliyorduk. Sonra da gelsin paralar.. Bir iki timden sonra Sayıcan Amca pencereden bizim karargaha seslendi ve bize parmak salladı, üzerimize cebindeki şekerleri fırlattı. 4. arkadaşımız anlaşılan yakalanmıştı ve bizi ihbar etmişti. Bunları fazlaca düşünmeden yere düşen şekerleri topladık. Bonbon bankamızın kuruluşu için güvenli bir yer bulmak için oradan uzaklaştık. Sonradan aramıza katılan 4. arkadaşımızla okey oynayıp, topladığımız şekerleri yedik.

Akşam olunca Sayıcan Amca’dan özür diledik. Bugün bayram olduğu için şanslıydık ve hemen barıştık. Bizi içeri davet edip, ünlü matematikçilerin hayatını anlatmaya başladı. Biz de sıkılmadan dinledik, mutluyduk. Ben Goldbach olmuştum ve yakın arkadaşım Cahit Arf ile iyi anlaşıyorduk.

[fotoğraf alıntıdır]


Devamını okuyun...>>

Evine Haciz Gelen Bir Sayının Günlüğü


Sevgili Günlük,

Biz hani taksitle çocuklara altın abaküs almıştık ya, işte onun parasını hala ödemiş değiliz. Bu yüzden eve haciz geldi. Ama görevlileri iyi karşılayamadık. Tam da yemeğimizi yemiştik. Tabi, tabaklarımızı filan alırlar diye hemen bitirdik. İşte şimdi bir güzel tartışabilirdik.

Günlük, seni kandıracak değilim, bunu yapmadık. İzlediğim pespembe dizilerde tartışmanın işe yaramadığını görüyorduk. Biz de her gerzek tv izleyicisi gibiyiz, sen de biliyorsun. Her gördüğümüzü örnek almak zorundayız. İşte böylelikle aklımdan kanal değiştirdim ve tabi ki dişi yakarış geldi aklıma. Hani bunda başarılı olursam, televizyona bile çıkabilirim. Bu yüzden vakit kaybedemezdim. Hayali bir yönetmenden motor sesini duydum ve hemen başladım.

Memurlar durun. Sizin de çocuklarınız vardır, keşke onları da getirseydiniz, kardeş kardeş oynarlardı, neyse ne diyordum. Size göz yaşlarımı göstermiş miydim? İşte bakın. Sonra bu çocukların her biri küçük emrah' tan daha zavallı. Küçüğü büyüyünce kesirli sayı, büyüğü de ondalık sayı olacak. Bunun için hepsi. Yoksa trabzonsporun sahasındaki olaylardan çıkaracak değiliz. Lütfen. Rica ediyorum. Bakın birazdan arka fonda Emre Sayısaydın ‘ın şarkısı başlayacak. Hemen başlamayın. Bu şarkının çalmasını bekleyin. Lütfen! Sayı değerimi çiğnemeden yapamazsınız bunu.

Dedim ve müzik başladı. Artık onlar da ağlayabilirdi. İşte her şey yolundaydı. Ve böylelikle kurtulmuş olduk. Bir daha ki gelişlerinde ne yapsam diye kanallara bakıyorum hep. Böyle programlar iyi ki var be, günlük.

İyi ki.

[kaynak]


Devamını okuyun...>>

Bir Pollyanna Severler Günlüğü

- Geçen gün elimde kalan son elemanımı da kaybettim. Haliyle boş küme olarak dolaşıyorum. Ama olsun en azından hala işlemlere katılabiliyorum. Ve hala kümeyim ve kimlik kartım var. Ve hala çok sevdiğim matematik içerisindeyim. (şaşkın bir küme)

- Yanlışlıkla eksi bir sayı ile çarpıştık. Birdenbire oldu. Ve haliyle neye uğradığımı şaşırdım. Çünkü be de eksi bir değer olmuştum. İyi işte dedim kendime, daha başka neler neler kaybedebilirdim belki de? En azından hala dört işlemlere katılabiliyorum, en azından hayat çok güzel. (sayı doğrusundan garip bir sayı)

- Uzun yıllar birlikte çalıştığım üçgeni bırakmak zorunda kaldım. Diğer kenarlara daha fazla maaş veriliyordu hem de en uzun kenar ben olmama rağmen. İşte yeniden iş bulabildim ama bu sefer en kısa kenar olarak çalışıyorum. Yine de işsiz kalmadığım için kendimi mutlu sayabilirim, evet. (geometri dünyasından bir adet kenar)


Devamını okuyun...>>

Gizli Bir Casusun / Ajanın Günlüğü


Sevgili günlük.


Bir altıgenin sırlarını öğrenmek için görevlendirildim. Evet, ben de en az senin kadar heyecanlıyım. Bak işte, beni hiç bu uzunlukta görmemiştin mesela, değil mi? Bu haldeyim çünkü, altıgene bir köşegen olarak sızmayı planlıyorum. Biliyorum günlük, yanıma bütün malzemelerimi aldım, sen de annem gibi başlama. Gizli kameram, gizli kağıdım, gizli kalemim hepsi yanımda. Gizli kazağımı bile aldım, annem telaşlanmasın diye. Ama, biliyorsun annem bu tür numaraları bilmiyor, o yüzden gerçek kazağımı da unutmamalıyım.

Şimdi ilk iş kenarlarla tanışmak olacak. Hepsini az çok tanıyorum zaten. Yarısı annemin bulduğu kızlardan oluşuyor. Olsun ama, önemli olan hangileri işini sevmiyor da bahtsız bedevi gibi dolanıyor. Bunu anlamak biraz uzun sürebilir. Mümkün olduğunca kelebek gibi uçacağım, açı gibi konacağım. Sonra da o zavallı kenarın güvenini kazanıp, altıgen hakkında bütün bilgileri öğrenmeye çalışacağım.

Asıl önemli olan annemin altıgen içerisinde olmaması. Bu çok gizli bir görev biliyorsun. Ama nasıl oluyorsa işte, annem seçim otobüsleri gibi her yerde olabiliyor. Zaten geçen sefer her şeyi mahvetmişti. Az kalsın işimden oluyordum, sana anlatmıştım. İyi ama benim anlamadığım şey, annemin bundan nasıl haberi oluyor. Yoksa, sen mi söyledin günlük. Yok yok. Belki de annem evde oturmaktan ya da dizi takip etmekten yorulup, ajan olmaya karar vermiştir. Olabilir tabi, haklısın. Bunu en yakın zamanda kendisine sormalıyım. Tamam tamam, ona ajan olduğumu söylemem. Sen de söyleme olur mu günlük. Anlaştık o halde. Yarın görüşürüz.

(abaküs)


Devamını okuyun...>>

Bir uyandırma servisi elemanının günlüğü



Sevgili günlük,

Sabahları erken uyanmak zorunda kaldığımı sen de biliyorsun. Bu yüzden bu işten vazgeçtim. Ama yine mesleğimi seviyordum be, günlük. İşte bu yüzden ben de, benzer meslek kollarına yöneldim ve işte sonunda buldum. Artık matematik elemanlarını uyandıracaktım. Ama tabi bizim bildiğimiz şekilde olmayacaktı bu. Dur tamam meraklanma günlük, hemen anlatayım.

Şimdi bazı matematik elemanları, olayları takip edemeyecek kadar yaşlı ya da biraz şaşkın oluyor biliyorsun. İşte bunları uyandırmak benim görevim olacak. Mesela geçen gün, bir denklemdeki x sayısını uyandırdım çünkü, eşitliğin bir tarafında durmuş öylece bekliyordu. İşte böylelikle denklemde bir hareketlilik olmasını sağladım. Sonra geçen gün bir kümeyi uyandırdım. Benzer elemanları olan bir küme daha vardı ama, öylece durmuş bakıyordu. Ben de tabi, elemanlarını karşılaştırdım, benzer olanlarını buldum. Böylelikle kesişim işlemini başlattım.

Sevgili günlük yeni işim böyle işte. Kendinden geçmiş, umutlarını kaybetmiş ve onu bir daha aramamış elemanları uyandırıyorum. Sırf matematik işlemlerine katılıp kendilerini önemli biri hissetsin diye.

Yarın görüşürüz günlük. Ama sabah erken görüşmemize gerek yok unutma!

(abaküs)


Devamını okuyun...>>

Kişisel Blog: Bir dikdörtgen masalı

Bugün birkaç e-posta aldım blog okuyucularımdan. En çok blogumun adını seviyorlarmış, bir dizinin adına mı benziyormuş ne, ben dizi izlemem ki, bir de benim sevilecek başka yanlarım da var... Mesela bugün ilk defa köşegenlerimi çizdiler. Köşegenlerim de sevilebilir belki.

Köşegenlerim içimdeki şu derin boşluğu doldurdu sanki. Onlara şarkılar söylüyorum gitmesinler diye, onlarla hep sohbet ediyorum, gitar çalabilsem heralde onlara gitar çalarak şarkılar söylerdim, ama sanırım masallarımı da seviyorlar. Bence asalları sevmek daha mantıklıydı oysa (al bir de burdan yak)...

Düşünüyorum da bir de ellerimle ayaklarım olsaydı o zaman benden mutlusu olmazdı matematik dünyasında...

Bazen de üzerimde taralı alanlar oluşturup bunların da üzerine 'A' , '2A', '4A' gibi şeyler yazıyorlar. Soru oluyormuşum... Oysa ben hep cevap olmak isterdim, bir belirsizlikte ben olmamak isterdim. Merak edenler bana sorsaydı o alanı, şıp diye cevabı verirdim. Neden şaşırıyorsun ki? Ben integral hesabı bile biliyorum, böyle alanları bilmek benim için çocuk oyuncağı. Ama tüm bunlar bir dikdörtgen olarak hayata sıkı sıkıya bağlanmama sebep olmuyor ne yazık ki...

Mesela geçenlerde İstanbul'a Evanescence gelmiş, gidemedim. E kim konserde matematik çalışır, haklılar tabii.

Zaten gitsem de bir anlamı olmazdı, zıplayamıyorum ki...

Çok üç noktalı bir yazı oldu, galiba ben hayalperest bir dikdörtgenim, fazlası değil.

(fea)


Devamını okuyun...>>

Kişisel blog: Bir politikacının günlüğü

- Sayı halkına vaatlerde bulunmak çok eğlenceli. Kendimi masal kahramanı gibi hissediyorum. Mesela, toplama işlemlerinden vergi alınmayacak diyorum, her şey yoluna giriyor, herkesin kafasına üç elma düşmeye başlıyor. Sonra 40 gün 40 gece eğlence başlıyor, seçim meydanlarında.

- Katıldığım her televizyon programında verdiğim vaatler üzerine konuşma yaparken, yeni yeni vaatler buluyorum, onları da ekliyorum hemen. Bu durum diğer partilerden üstün olduğumuzu gösteriyormuş gibi beni rahatlatıyor. Kimse bizim kadar vaat sahibi olamaz, bu konuda birinci parti biziz. 555 partisi olarak seçimlere hazırız.

- Vaatlerin nasıl gerçekleşeceğini televizyonda anlatırken hayli zorlandım. Hayır, bir kere hepsinin yalan olduğunu programı sunanlar da en az benim kadar biliyor ama yine de dürüst görünmeye çalışıyorum. İşte, matematikteki belirgin sorunlar üzerinde duruyorum. Uzatmak için elimden geleni yapıyorum. Böylece bize ayrılan sürenin sonuna gelip, reklamlar başlıyor. Ben de rahat bir nefes alıyorum, evet.

- “Seçim otobüsü ile seyahat ederken bizi selamlayanların 1/5 ‘ini küçük sayılar, 1/6 ‘sını büyük sayılar ise, geriye kalan sayıların bizim partiye el filan sallaması için yapılması gereken propaganda sayısı kaçtır?” gibi bir sorunun cevabını bulma görevini bir partiliye verdim. Aklından hemen hesapladı. Bizden büyük alkış aldı. Onu vaatlerim kadar seviyorum, evet.

(abaküs)


Devamını okuyun...>>

Azıcık içki içen bir sarhoşun günlüğü


* Sayı doğrusunun sağı ve solu neresi. Giderken mi sağ oluyordu yoksa, dönerken mi? Şimdi ben gidiyor muyum, hem gidersem nereye gidiyorum ve neden gidiyorum? A şehrinden B şehrine gitmem lazım hem. Orada akrabalarım bile var benim. Sen bilmezsin tabi. Sayı doğrusundan daha büyükler hem. Durmadan hız yapılır iki şehir arasında, sanki başka yapılacak iş kalmamış gibi. Hem bu şehirlerin ikisi de sağda nasıl oluyor? Ben daha sayı doğrusundaki evimi bulamamışken, sağımı solumu nasıl bulurum? Sıfıra sorsam söyler mi acaba? Sayı değerimi de bilmem gerekecek ama, boşver. En iyisi emin olmak için B ve C şehrindeki tanıdıklara da sormalı. O zaman önce D şehrine gideyim, biraz hız problemlerine yardım etmiş olurum. Sayı doğrusunu geçeyim, sayı doğrusunu geçeyim, şu şişeyi bitireyim, ya da şu şişe beni bitirsin sonra da şu trafik polislerine selam vereyim, hepsine selam vereyim. Belki onlar da E şehrine gidiyorlardır. Yaşasın beni gördüler. Şimdi de takip ediyorlar, yaşasın! Birlikte gidiyoruz, a,b,c,d,e şehirlerine ve oradan da bizim eve. Yaşasın!

* Gökyüzünde ne kadar yıldız var öyle. Bu yüzden kaça kadar sayabiliriz hala anlamış değilim. Dur şimdi saymaya başlayım. Bir, iki, bir, iki. Yani dörde kadar sayabiliriz demek ki. Dört tane yıldızım var, yanında da iki tane ayım var. Demek ki iki iki daha dörtmüş, beş değil, altı hiç değil.


* Bu videoda ben oynamalıydım. Hakkımı yediler, hakkımı yediler, ama yine de emin olmak için bunu Hakkı diye birisine sormalı.


(abaküs)


Devamını okuyun...>>

Konuk Yazar Emir Bey Sunar: 6 Hakkında Herşey

Bak yine aynı şekilde sinirlerini ayağa kaldırmıştı küstah arkadaşı, ve bunun sebebi sürekli kullandığı üçün beşin hesabını yapma kalıbıydı, gören de kendisini 10 falan sanacaktı alt tarafı arkadaşı 7, kendisi 6ydı.

Ufak tefek bir iki fark yüzünden kendinden biraz aşağıdakileri ezmekten aldığı bu zevk neydi peki?

Ah ulan! diyordu komşu olmasak, yüz yüze bakmasak her gün, ardışığını da al gel denildiğinde onu da götürmesi gerekmese, bir an bile bakmayacaktı yüzüne ama, işte kader, kendini bildi bileli bir yanında 5 bir yanında 7 vardı.

Misal 5 nice efendiydi, hep onu sever sayardı ama zavallı 6, bu küstah tavırlarından ötürü 7'ye bir türlü aynı sevgiyi saygıyı gösteremiyordu, biliyordu ki o 7 olmuştu belki ama adam olamamıştı.

Onun da istediği her normal tam sayı gibi küçükleri tarafından sayılmak, büyükleri tarafından sevilmekti, neyse en sonunda iyi huylu biri olmayı başka şeylerin pek o kadar önemli olmadığına karar verdi, bazıları asal sayı olabilirdi ama asil asla! Yeri gelince kendini 2'ye 3'e bölecek ağabeyliği göstermeyi bile bilmiyordu bir çoğu, hey gidi hey.


Bu arada 6 sayısı da Emir Bey 'i seviyormuş. Az önce kendisi söyledi, teşekkür bile etti. 'Hislerime çok güzel tercüman olmuş', dedi evet bildiniz..


Devamını okuyun...>>

Kişisel Blog: Bir iyilik perisinin sevimli günlüğü




- İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak çok zor. Bu yüzden sayıların ihtiyaçlarını karşılamaya karar verdim.

- Yeni bir iş alanında çalışacağım için eski alışkanlıklarımı bırakmak zorundayım. Mesela, gösteriş yaparak uçmayı bırakabilirim, çünkü sayılar insanlar gibi bundan etkilenmeyebilir. Üstelik, bazı zavallı insanlar gibi sadece dış görünüşüme önem vermeyebilirler. Bir de sihirli çubuğumu yenisiyle değiştirmek istiyorum. Buraya yazayım, unutmayayım.


- Sayıların çalışma alanlarını gezdim bugün. Bir ihtiyaçları var mı diye, politikacılar gibi kahvelerde dolaştım, çocuk kadar olan sayıları sevdim, sayılara işlerine yaramayacak boş öğütler dağıttım. Benden ne istediklerini bilmediğim için, yaptım bunları. Sonra bir istek kutusu hazırlattım. Sayılar bu kutulara mektup atabileceklerdi. Hayır onlara adresimi vermedim. İsteyen beni çağırabilirdi zaten. Tabi, hafta sonları hariç.


- Bazı sayılar en çok görünür olmayı istiyorlarmış. Yani sadece insanların zihninde olmak, bakkallardaki etiketlerin üzerinde olmak, paraların üzerinde olmak ya da ders kitaplarının için de olmak, onlar için yeterli değilmiş. Eğer bu gerçekleşirse, insanlarla sayıların daha iyi arkadaş olabileceklerini söylediler, hem böylelikle birlikte vakit geçirebileceklermiş. Ama buna hemen olumlu bir cevap veremedim. Biraz daha düşünmeliyim.


- Bugün bir sayı yanıma gelip insan olmayı istedi. Tam her şey yoluna girmişken, böyle bir istek karşısında şaşırdım ve istemeden kem küm şeklinde konuştum. Halbuki periler istek ne olursa olsun, hoşgörüyle karşılamalıydı. Bu bir perilik kuralıydı ve bunu sihirli annem bile biliyor olmalıydı. Bu yüzden hemen kendimi toparladım ve insan olmaması için onu ikna etmeye çalıştım. Yalvardım ve yakardım. Bildiğim bütün tatlı sözleri aynı cümle içerisinde kullandım. İşe yaramayacağını anlayınca insanları kötülemeye başladım. Onların arasında nasıl kötülükler yapıldığından bahsettim. Televizyonda izlediğimiz pembe dizilerle insanları anlamanın yetersiz olduğunu, üstelik haberlerde de giderek gerçeklerden uzaklaşıldığını anlattım. Yine de dinlemedi beni. Hiçbir fikri olmadığını bildiğim halde, bu olmayan fikrini değiştirmedi. Mecburen ben de kabul etmek zorunda kaldım. Ama bir şartım vardı. Eğer insan olursa benden bir daha yardım filan istemeyecekti, kızılaya veya diğer yardım kuruluşlarına başvuracaktı. Kabul etti. Ben de istediğini hemen oracıkta yaptım. Hayır, pişman filan değilim.

(abaküs)


Devamını okuyun...>>

Çember ‘den kaçırılan çapın üçgendeki günlüğü

- Pi sayısı ile güzel bir ikili oluşturduğumuzu şimdi daha iyi anlıyorum. Biz güzel bir ikiliydik. Bana var olduğumu hatırlatıyordu. Birlikte güzel günler geçirmiştik, yuvarlak günler. Hayallerimiz vardı. Çemberin çevresini ölçecektik. Yoldan geçen kirişleri kovmayıp onlara su verecektik. Şimdi sesini duyar gibiyim. Ama biraz daha fazla bağırması lazım, çünkü burası çok gürültülü duyamıyorum.

- Yarıçapı altın üçgene koymuşlar, ille de altın demiş. Altın dememiş mi, dememiş. Ben desem mesela bir ilk yapmış olur muyum, olurum. O zaman hemen diyorum. Dedim. Duymadın mı? Hadi şimdi ikile.


- Bana şimdiye kadar işkence yapılmadı ama, üçgen içerisinde yaşayan kenarların hepsi çok sıkıcı. Açılarıyla hep iş konuşuyorlar. Konuşurken mimiklerini kullanmıyorlar, hem sonra taklit yetenekleri de yok. Düşün, fıkra bile anlatmıyorlar. Bundan büyük işkence olamaz. Kendimi okulda hissettim. Öğretmenlerimin yarısı bu haldeydi. Onlara acırdım çünkü bu halleriyle bize hayatı öğretmeye çalışırlardı. Bunları üçgendeki kenarlara anlatsam mı? Yok yok, anlamazlar.

- Bu üçgen hakkında her şeyi zorla öğrettiler. Halbuki ben daha önceden biliyordum numarası yaptım. Okulda öğrenmiştim dedim, inanmadılar. Şöyle bir gezintiye çıktık ve açılarının toplamının kaç derece olduğunu, alanının nasıl hesaplanacağını anlattılar. Ben bu bilgileri istemediğimi söylediğim halde devam ettiler. Önüme bidolu üçgen sorusu bıraktılar. Çöz çöz bitmiyor. Çözemediklerimi yemeği düşünüyorum ama bu seferde akşam yemeğimden olur muyum diye merak ediyorum. Bütün soruları düşünceli bir halde bitiriyorum. Okuldaki eğitim sisteminden bir farkı var mı buranın, karar veremiyorum.


Devamını okuyun...>>

Kareköklü Sayılar 'ın Günlüğü

-Karekök içerisinde yaşamaktan her seferinde sıkılıyoruz. Bu sıkıntı büyüyüp duruyor ve birdenbire parçalanmaya başlıyoruz. İki ayrı sayı birden oluyoruz. İkimizde dışarıda olduğumuza seviniyoruz. Etrafa bakıyoruz, sağımıza solumuza bakıyoruz, yeni bir hayat bizim oluyor. Başka bir değer içinde olduğumuza seviniyoruz.

- İsmimi çok seviyorum ben. Kare Murat gibi kahramanları hatırlatıyor. Sanki aramızda bir şeyler geçmiş gibi hissediyorum. Bir gün Kare Murat ile hesap yapıyorduk. İşte diğer sayılardan ayırıp sadece beni sevmek ister gibi, beni sonucun altına yazdı. Hem de büyük büyük yazdı, kara bir kalemle. Sonra beni ve kağıdı katlayıp gitti. Karefatmaların olduğu bir yer buldu. Bulduğu yerde kaldık. Yeni bir kare isminde daha arkadaş bulmuş oldum. Ama ikinci arkadaşımla iyi anlaşamadık, sanki.

- Benim değerimle aynı değeri taşıyan bir kareköklü sayıya, çarpma işlemlerinde rastlamak istemem. Yenilik taraftarı bir sayıyım da ondan. Hayata faklı bir sayı olarak bakmaya, yeni arkadaşlar edinmeye bakarım ben. Hem sonra ben parçalanmayı severim. Bu yüzden kareköküm alınırken herkeslerden saklanırım. Yalnız başıma parçalanırım.

- 029 okumayı pek seviyoruz. Kendisini sayı zannetseydik eğer aramıza katılmasını isterdik. Karekök içinde bir çay, kahve, ne isterse ikram ederdik. Hey anne bize bak filan, derdik. Onun gibi yazıyoruz, derdik. Ama maalesef sayı değilmiş, soyadı bile varmış. Annemiz buna epey üzülecek diye bu konuyu kapatıyorum, yoksa ondan alıntılar bile yapardık, birlikte şiir bile okurduk.


Devamını okuyun...>>

Kişisel Blog: Bir sayının macera dolu günlüğü

Bu yazımızda, yeni bir etiket açmanın sevincini yaşıyoruz, gözlerimiz kırmızı kurdeleyi arıyor, hemen buluyoruz. Günlüğünü bizimle paylaşmayı kabul eden sayımızı çok seviyoruz, diğer sayılardan ayırıp sadece onu sayıyoruz.









* Bloglarında kendi resimlerini kullananlara ve özellikle resimdekileri anlatanlara ve çizgi roman haline getirenlere bayılıyorum. Bu akıma ben de dahil olmak istedim. Hemen başlıyorum: Şimdi yanımdaki arkadaşımı tanıyorsunuz, benim ikizim, bildiniz. Kendisiyle aynı işi yapmaya karar verdik. Yattığımız yerden para kazanıyoruz. Sıcak bir gün. Yoldan geçen insanlar, bu havada üzerimize yumurta kırılırsa pişip pişmeyeceğini tartışıyorlar, başka konuşacak mesele kalmamış gibi. Sonunda karar veriyorlar ama yanlarında yumurta yok, salakların. Hem buna asfaltımız izin vermez. Bizi bile zor kabullendi. Diğer sarı çizgileri de öyle. Tepemizde güneş bizi omlet kıvamına getirmeye çalışırken, fotoğrafı çeken arkadaş üzerimize su serpiyor, rahatlıyoruz ve bildiğimiz duaları okuyoruz. Ben bir fatiha okuyorum, kardeşim üç ihlas okuyor. Fotoğrafçı buna bozuluyor ve işi bitince bırakıp gidiyor. Üzerimizden durmadan arabalar geçmeye başlıyor. Durmuyorlar. Olsun, gün başka güzel.




* İçinde sayılar olan bütün şarkıları biliyorum. Şarkıyı söylerken bahsedilen arkadaşı hatırlıyorum. Onu alıyorum, aklımda tutuyorum, aklımdan bir sayı tutmuş gibi.





-Sen bir sayıdan başka nesin, diyorum.


-Ezgiyim tabi ki, diyor.





Yeni bir arkadaş edinmiş gibi yapıyorum, tanıştığımıza sevindim, diyorum. Benim ağızlara takılmış, popüler olmuş birçok arkadaşım var, evet.


* Ellerimiz olsaydı eğer, sadece başımı kaşımak, burnumu karıştırmak, başkasının kulağını çekmek gibi basit işler için kullanmazdım. Konuşmayı bırakırdım, içimden geçenleri dokunarak anlatırdım sana. Hem sonra ikimizin şarkısını ritm tutarak söylerdim, parmağımı şaklatıp, ondan güzel bir orkestra yaratırdım. Havaya ikimizin kalabileceği küçük bulutlar çizerdim. İşaret parmağımı sevdiklerimi göstermek, serçe parmağımı serçeleri göstermek için değerlendirirdim. Sevinirdik.


* Toplama değil de, çıkarma yapmak beni çok yoruyor. Eksilip duruyorsun. Bütün değerlerini bir anda kaybetme tehlikesi de var, bu da başka bir eksi durum. Bundan ötürü hep sıfırın hareketlerine ve tavırlarına dikkat etmeye başladım. Acaba ben sıfır olsam nasıl davranırdım, içimdeki sevinç biter mi, eskisi kadar sevilir miyim gibi benzeri sorulara yanıt bulmaya çalışıyorum. Kendi kendimi telaşlandırmayı başardığımı size söyleyebilirim. Bilinçaltımız aptal bizim, her dediğimizi yapıyor. Biraz da bu yüzden çıkarma işleminde bulunmaktan daha fazla yoruluyorum, kendimi yormasını biliyorum.

(abaküs)


Devamını okuyun...>>